meveddet
Meveddet; sevgide kararlılık ve ısrar demektir. Bir işte sevgisi sabit olan kimseye sevgi her durumda eşlik eder...

Tevhîd-i Zât

 

 

        Vahdet'e giden tarîk önce Tevhîd'den geçer.

 

İdrâki için bunun, Mürşid misâller seçer.


 

Fehâmet, idrâk, temyiz misâl ile bilenir.

 

Vesvese, vehim, hayâl ancak böyle elenir.


 

Temyizi tahkîm eden müstesnâ misâldir Su.

 

Tetkik et fehâmetle, vehmin kurmadan pusu.


 

Donsa da, ya da Su'dan buharlar etse sudûr,

 

Bu zuhûrun ardında bulunan yalnız Su'dur.


 

Aslı yalnız Su olan kar zerrelerini gör!

 

Hayrân ol tenevvü'e, idrâkin değilse kör.


 

Cevhere bütün a'râz âriyeten eklenir.

 

A'râzla mücehhez Su böylece çeşitlenir.


 

Su zerrâta "kadîm"dir, hem de onun "bâtın"ı;

 

Zerrâtsa "hâdis" olur; bu mümkünâtı tanı!


 

Su'da da zerrâtta da Vücûd aynı. Farklı: hâl.

 

Zerrâta, bundan nâşî, Su'yun "hulûl"ü muhâl.


 

"Vücûd" hep aynı vücûd; bu da Su'yunki ancak.

 

Zerrâtın zuhûruna yalnız Su açar kucak.


 

Hem izafî hem hayâl, vücûdu bu zerrâtın.

 

Sonu Su olur, âhir, bütün taayünâtın.


 

Kar zerreleri aslā Su'yun aynı değildir,

 

Olurlar ancak Su'yun bu Vücûd'unda zâhir.


 

"Vücûd bakımından Su": aynıdır, mevcûdâtın;

 

Kesret zâhirdir ama Vücûd Tek'dir ve Bâtın.


 

Bir bakıma, gayrısı da değil bunlar Su'yun.

 

Zerrâtın mâhiyeti hakkındaki bu oyun,


 

A'râza yönelirsen örter sana Vücûd'u;

 

Kesret içre görürsün artık sen de mevcûdu.


 

Hak'kın Hâlik ve Bedi' esmâsının âsârı

 

Olarak halk olunan zerreler bulsa nârı,


 

Hörmetine Mümît'in terkeder a'râzını;

 

Su'da fânî olarak tadar Vahdet hazzını.


 

Emsâli fehmederek anla gerçek fâili:

 

Sıcaklık, bu zerrâtın, olmakta Azrâil'i!


 

Isıyla yok olunca zerrâttaki tüm a'râz,

 

İnkılâb eder Su'ya, hepsi de bilâ ivaz.


 

Bu inkılâbı müdrîk ne kadar varsa zerre

 

Beyânda, lisân-ı hâl üzre, binlerce kerre:


 

"Emânetti bu a'râz, bu ahvâl ise düyûn;

 

İnnâ li-l mâ'i, ve innâ ileyhi râciûn".


 

"Lâ mevcûde illâ Hû" sırrı böyle fâş oldu;

 

Nûr-i Zât parlayınca kesret de hemen soldu.


 

Anladın ki ef'alin, sıfâtın ve zâtının

 

Zâhiri: evhâm imiş; Zât Nûru'ymuş bâtının.


 

Bu idrâkin zevkiyle olursan mest-ü hayrân

Tevhîd-i Zât üzere edersin seyr-ü seyrân.

 

                                          Ganiyy-i Muhtefî

 

 


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

14:22 - 29.10.2007 - yorum yaz

Son Sayfa Sonraki Sayfa

<%%>
~Meveddet Pınarları~

Ana Sayfa
Kurân-ı Kerîm
Ehl-i Beyt
Muhyiddîn İbn-i Arabî
Mevlâna Celâleddîn Belhî
Mesnevî-i Mânevî
Lübb-ü Lübâb-ı Mesnevî
Makâlat-ı Şems
Lügat

~İrfan Dünyası~
- Tevhîd-i Ef'âl
- Tevhîd-i Sıfat
- Tevhîd-i Zât
- Makām-ı Cem
- Makām-ı Hazretü-l Cem
- Makām-ı Cem'ü-l Cem
- Makām-ı Ahaddiyyet
- Devriyye-i Ferşiyye
- Melâmîler
- Eşref Ede
- Küşf 'ül Gıta
- Gazel
- Ârif-i Billah
- Onsekiz Beyt
- Salât-ı Dâim
- İşbu Deme Erince
- Mâverâda Söyleniş
- Tasavvuf
- Âşıklara Hediye
- Seyyid Abdulkâdir Belhî
- Selman'ın Sırrı
- Kumeyl Duası
- Kumeyl Bin Ziyâd
- Murad Buhâri Dergâhı

<%%>
--------------------------------------------------------------------------------
-Arşiv
Web Site Counter
e-posta