meveddet
Meveddet; sevgide kararlılık ve ısrar demektir. Bir işte sevgisi sabit olan kimseye sevgi her durumda eşlik eder...

Küşf 'ül Gıta

 

 

 

Bir vücuddur cümle eşya ayn-ı eşyadır Huda
Hep hüviyyetdir görünen yok Hudadan mâ-ada

 

Lîk vardır ol vücudun zâhiri vü bâtını
Pes bu hey'etle olur ol evvel ü âhır ana

 

İtibarîdir vücuda evvel ü âhır demek
Bir ahaddır ol ayın kim ibtida-vü-intiha

 

Evvel âhır farz edersen böyledir bu yoksa ki
İlbtidasız intihasız böyledir bu sır şehâ

 

Ayn olan şeyde ne mümkin evvel ü âhır demek
Şâhid-i kâfi kelâm-ı Hakdaki lafz u edâ

 

Bir vücudun bâtınıdır ol kadîm-î ruh-u Hak
Hep tecelli-i Hudadır hâdis olan zâhirâ

 

Bâtın-ı âlem teneffüs etmek ister zâhirâ
Müstetir olan hakayık ta ki ola âşinâ

 

Cân-ı âlemden takaza kopdu zâtı aşkına
Ekmel-i sûretde geydi hüsnünü seyr ede tâ

 

 Lâ-cerem düşdü sefer bu iktiza olan tamâm
(Kenz-i Mahfi) feth olup mekşuf ola sırr-ı âmâ

 

Geldik imdi zât-ı Hak kim bâtın-ı âlemdurur
(Kenz-i Mahfi) sini seyret gör nice eyler küşâ


Sûret-i âlemde mestûr olmuş idi sırr-ı Hak
Hubb-u zâtî kopdu Hakdan mürtefi ola hafâ

 

Yani bir kuvvet ki ol ayn-ı nefesdir mânide
Kopdu âlemden urûc ede bulunca tâ lika

 

Esfel ü âlâyı seyr edip merâtib kat' ile
Cümleyi cami' olup hâsıl ola ilm u gına

 

Âlem-i ulvi ki Arşdır anı menzil eyledi
Bulmadı anda murâdın eyleye zevk u safâ

 

Geçdi Arşdan çıkdı kürsiye bu kez menzil diyu
Anda dahi bulmadı kendin aradı câ-be-câ

 

Geldi heft eflâke çıkdı anı dahi seyr edip
Anda hiç bulmadı kendin nice olsun dilküşâ

 

Unsuriyyâta bu kez geldi yüzünü tutdu ol
Anda dahi yüzünü göstermedi ol dilrübâ

 

Kodu anı dahi gecdi madene menzil diyu
Bulmadı anda özün kim gerçi etdi çok recâ

 

Kodu anı dahi kim menzilgeh edindi nebat
Bulmadı kendisini hem ola ol câna gıdâ

 

Bulmadı anlarda özün geldi hayvan mülküne
Bunda bulmasaydı özün cânın eylerdi fedâ

 

Âkıbet bunca menâzil geçdi kendin bulmadı
Geldi insâna göründü ol cemâl-i cân-fezâ

 

Neş'e-i âdemdir ancak nefhaya kabil vücud
Rûh-u Hakdır nefh-i âdem demedi mi rûnüma?

 

Âdemîde hâsıl oldu çün kemâl-i tesviye
Arşına pes Hak-taâla andan etdi istiva

 

Aşikâr oldu sana hep âlem-i ulvi ne var
Çünkü âdemden yüzün gösterdi Zât-ı Kibriyâ

 

Âlem-i ulvîdir ancak anda akl-u-ilm ola
Âlem-i süflîde olmaz ilm-i Hak akl ü rehâ

 

Âlem-i ulvîde zâhirdir cemâl-i pâk-i dost
Âlem-i süflide yokdur nutk u savt u hemnevâ

 

Âlem-i ulvî denen hep âlem-i süflidedir
Âlem-i süflî hakikat âlem-i a'le-l-ulâ

 

Mahasal âlem kamu âlât-ı âdemdir tamâm
Hep amel mazharlarıdır yok birinde ilm-ü-câ

 

Cümlesinin yok şuûru kârı hem mahsûsdur
Kadir olmaz bir nefes kim kârını ede heba

 

Kadr-ı külliyesinin mazharlarıdır hep bular
Her ne kârın mazharı ise hidmetin eder edâ


Encüm ü eflâk anâsır hem cevâhir olmasa
Sırr-ı Hakkın seyri beyhûde olurdu can-ı mâ

 

Anın içün seyr eder kim zâhir ola her kemâl
Her lezâiz hâsıl ola buluna cümle ata

 

Âleme gelmezden evvel câmiiyyet yok idi
Enfüs-ü-âfâkı câmi' var mıdır böyle bina

 

Âlem-i kuvvetde her bir nesne kim mevcûd idi
Âdeme geldikde fi'le geldi bu çun-ü-çira

 

Görülemez nutk u suret âdemîden gayrıda
Âdemîde zâhir oldu hep kemâlât-ı Hudâ

 

Cümleten esmâya câmi' nüshadır zâtın senin
Zât-ı Hakdan şânına nâzil değil mi Küllehâ

 

Hayy-i âlemsin ki zâtın bahş eder her dem hayât
Âşiyan-ı âleme sensin şerefbahş ey hüma

 

Kalb-i âlemsin ki ilmin cümleyi oldu muhît
Nur-u ilmin olmasa âlem olurdu kapkara

 

Şâh-ı âlemsin ki her kârda irâde sendedir  
Cümle eşyâ emrine oldu müsahhar şâh-ı mâ

 

Âlemin sensin muradı hep irâde sendedir
Zâtın ile hâsıl oldu âleme hep mâyeşâ

 

Nutk-u âlemsin ki âlem buldu nutkundan vücûd
Nutk-u cân bahşsın avâlim bir seçerdir gûyiyâ

 

Ayn-ı âlemsin ki âlem gördü senin vechini
Dîde-i Hak-bînin ile seyr olur hüsn-ü-behâ

 

Âlemin sensin kulağı olmasaydın sen eğer
İşidilmezdi kalırdı nutk ile savt-u-sadâ

 

Bu yedi esmâyı bil esma-yi zâtiyyedürür
Anın içün âdemîde eylediler intimâ

 

Mecma-ül- bahreyn-i Haksın vâcib imkân sendedir
Sensin ancak müstaid zât-u-sıfâtına sezâ

 

Nur-u Haksın senden alır cümle eşya pertevi
Ay-ü-gün secde ederler yüzüne subh-u-mesâ

 

Kıblesisin onsekiz bin âlemin ey pâk zât
Sana istikbal ederler cümle-i şâh-ü-gedâ

 

Secdegâh-ı âlem olduğuna şâhid bu bize
Secde eyler miydi sana kudsiyân-ı pür-hayâ

 

Cân-ı âlemsin libâs-ı âdemide sen bugün
Kadrini fehm eylemezsen sayılursun pür-heva

 

Ma-hasal sensin heman bu cümle âlemden garaz
Fırsatı fevt eyleme olsun seninle âşinâ


Bir seçer farz edelim başdan başa bu âlemi
Fehm edelim ta murâdımız murâd üzre dilâ        

 

Gerçi bu temsilimiz eb'ad görünür eb'ade 
Cân ile dilden kabûl eyler velâkin akrıba

 

Bu dıraht-ı âlemin oldu zemini Arş bil
Pençesidir kürsi ve sâk oldular yedi semâ

 

Nâr-u-bâd-ü-ab-ü-hâk oldu misâli dalları
Hem mevâlîd-i selâse berk gül meyve şehâ

 

Dâiye düşdü nevâta kendi zâtın görmeğe
Bâtınından kopdu naçâr kuvve-i neşv-ü-nemâ

 

Geldi hâke bulmadı anda dahi kendisini
Gitdi sâka tâ ki bula derdine anda devâ

 

Olmadı sakdan dahi derdine dermân âkıbet
Azm-i şâh etdi bula hem hasta cânına şifâ

 

Ermedi şâhdan murada yaprağa dutdu yüzün
Hem çiçek ile geçirdi arada çok mâcerâ

 

Âkıbet bunları da terk kıldı geldi meyveye
Gördü kendini temâmet zâtına etdi senâ

 

Bildi vü buldu vü gördü kendi kendini temâm
İlmi ayn-ül-Hakka erdi oldu sırr-ül-iktızâ 

 

Çok kemâle ere meyve hatm olur anın işi   
Meyve-i âhar takazâsına düşer iştihâ

 

Böyledir hâl-i mürekkeb âkıbet fâni olur
Ayn-ı ma'nada fenâsı bulusar ayn-ı beka

 

Suret-i misliyyesinden cilve eyler ol yine
Devr-i dâim bu tecelli üzre döner dâimâ

 

Sanma anı kim tecellisinde tekrâr eyliye
Nevbenev her neş'eden eyler tecelli dâimâ

 

Zât-ı vâhiddir tecelli eyleyen her neş'eden
Zât-ı mâ birdir eğerçi bînihâyetdir ina

 

Her inânın rengine göre olur o munsabıg
Kabiliyyet rengini tutar hakîkat levn-i mâ

 

Müfredât olur mürekkeb her mürekkeb müfredât
Bu tahavvüldür görünen geh baka vü geh fenâ

 

Asl fer'in fer' aslın aynıdır gayrı değil
Biri icmâl biri tafsîl görünürler sûretâ

 

Bu vücûdun bâtınıdır cevher-i evvel denen
Seyr eder a'râzını ol nitekim seyr-i nevâ

 

Cevherin her mazharında bir zuhûr-u hass var
Cümleyi câmi' zuhur-ı âdem-i akd-el-kuzâ

 

Mazhar-ı âlem sıfatdır kudret izhâr eyledi
Mazhar-ı âdem sıfât-ü-zâtına etdi deva

 

İster isen bak dırahta gör sıfâtın meyvenin
İster isen meyveye bak zâtına eyle salâ

 

İster isen âleme bak kudretini gör anın
İster isen âdeme bak zâtına kıl iktidâ

 

Bağbân-ı dehre lâzım meyve-i ademdurur
Müsmir olmayan ağaca bağbân vermez behâ

 

Zât-ı Hakdır her sıfatdan dembedem devr eyleyen
Geh görünür etkıyâ gâhî sıfât-ı eşkiyâ

 

Meyve sûretinde cümle kimi puhte kimi ham
Ham olanlar eşkıyâ kim puhtelerdir evliyâ

 

Kimi ham ü kimi puhte olmağa bâis bu kim
Dört zamânın hassasıdır saâdetle şekâ

 

Ham puhte olmadan düşerse yere nâgehân
Puhte olunca bil anı seyr ede ol şahhâ

 

Puhtenin içi bütündür yere düşerse dahi
Yine kendi kendi mislin aynı düşürür kazâ

Münhali' oldur sıfâtın câmi' olur mislini
Ârifin mahlûku olmaz der anınçün asfiyâ

 

Elli bin yıl denilir neşr ile ba'sin bir dahi
Kuvvet-i âlem zuhûr-u âdeme vere cilâ

 

Batn-ı âlemden bu denlü yılda doğar âdemî
Âdem-i ulvi anınçün âhır olur münteha

 

Mâhasal bu neş'enin kadrin bil ey kadrin senin
Bir dahi bu sûret üzre sana yokdur kahkara

 

Dahi mülk-ü saltanatdır serbeser âlem sana
Başına urmuş hilâfet tâcını ol pâdişâ

 

Cümle eşyâyı musahhar eylemiş hep emrine
Her ne yüzden zevk edersen kimse yokdur diye tâ

 

Ehl-i hâba gerçi âlem sûret-i dünyâdurur
Ârif-i bîdâra nisfbet oldu ol dâr-ı rızâ

 

Zira âlem bir vücûddur evvel oldur âhır ol
Zahir oldur bâtın oldur cümle ol önden sona

 

Halk-ı âlem zâhirine dediler dünyâ anın
Bâtının gayb erleri hem dediler dar-ül-beka

 

Âdem ise bâtın u hem zâhiri câmi'durur
Lâ-cerem dünya ile ukbâyı ol oldu melâ


Kuvvet-i âlem kaçan kim cem' ola haşr olur
Müfredâta râci' olsa neşr olur derler ana

 

Âlem âdem âdem âlem olmadadır haşr-ü-neşr
Haşr ile neşr olmadan bir dem cihan bulmaz rehâ

 

Yevm-i cem' olan kıyâmet âdeminin şânıdır
Âdemîden gayrıda mümkin değil cem'i kuvâ

 

Ruz-u mahşer fi'l-hakika ruz-u âdemdir hemân
Hayr-u-şer her ne ederse bulusar âhır cezâ

 

Çünkü geldin âdeme geldi kıyâmet kamete
Kangı dara lâyık etdin kendini söyle bana

 

Ma'rifetden hisse alıp kendini bildin ise
Ehl-i cennetsin senindir cümle-i zevk-u-safa

 

Cehl ile kalıp özünden olmadınsa ger habîr
Duzahîsin çek azâb-ı cehl ile kahr-u-eza

 

Hizmet eyle cân-u-dilden ma'rifet erbâbına
Kim şefâat mazharıdır evliya vü enbiyâ

 

Bu kasiden ile Gaybî keşf-i esrâr eyledin
Lâyık olursa denile nâmına keşf-ül-gata


Geldi doksan dokuz esmâya mukabil beytimiz
Ma'nisini derk edenler âhır olur pişvâ

 

                                                  Sun'ullah Gaybî

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

17:09 - 7.7.2007 - yorum yaz

Son Sayfa Sonraki Sayfa

<%%>
~Meveddet Pınarları~

Ana Sayfa
Kurân-ı Kerîm
Ehl-i Beyt
Muhyiddîn İbn-i Arabî
Mevlâna Celâleddîn Belhî
Mesnevî-i Mânevî
Lübb-ü Lübâb-ı Mesnevî
Makâlat-ı Şems
Lügat

~İrfan Dünyası~
- Tevhîd-i Ef'âl
- Tevhîd-i Sıfat
- Tevhîd-i Zât
- Makām-ı Cem
- Makām-ı Hazretü-l Cem
- Makām-ı Cem'ü-l Cem
- Makām-ı Ahaddiyyet
- Devriyye-i Ferşiyye
- Melâmîler
- Eşref Ede
- Küşf 'ül Gıta
- Gazel
- Ârif-i Billah
- Onsekiz Beyt
- Salât-ı Dâim
- İşbu Deme Erince
- Mâverâda Söyleniş
- Tasavvuf
- Âşıklara Hediye
- Seyyid Abdulkâdir Belhî
- Selman'ın Sırrı
- Kumeyl Duası
- Kumeyl Bin Ziyâd
- Murad Buhâri Dergâhı

<%%>
--------------------------------------------------------------------------------
-Arşiv
Web Site Counter
e-posta